Editörden

Tut Omuzarından Silkele Kendini

Bir yarış atı gibi durmadan koşuyorsun. Arkanda bir fısıltı: "Koşmak zorundasın, çünkü herkes koşuyor. Yavaşlamamalısın. Yavaşlarsan, geçerler. Geçerlerse çarparlar. Çarparlarsa düşersin. Düşersen ezilirsin." Ezilmek istemiyorsun. O yüzden habire koşuyorsun. Nereye gittiğini bilmiyorsun. Kendini fark ettiğin günden bu yana durmadın. Hiç ara vermedin; veremedin. Muhtemelen hiç ara vermeyeceksin; veremeyeceksin. Ya dört şıktan birisini işaretliyorsun, ya notlarını yükseltiyorsun, ya mezun oluyorsun ya da üstündeki boş pozisyona atlamaya çalışıyorsun. Her şey değişiyor; mekân, zaman, insan, hiçbir şey aynı kalmıyor. Ama senin koşun hiç değişmiyor. Sen sürekli koşuyorsun. Nefes nefese kalıyorsun. Bazen yüreğine kıymık gibi bir şey batıyor. Vicdanından bir çığlık yükseliyor. "Nereye, diyorsun, nereye koşuyorum?" "Niçin, diyorsun, niçin koşuyorum?" Bir an belki. Sonra bir hata işlemiş gibi aklın başına geliyor. Evet, bir hata işledin; düşündün. "Bu gidişat nereye" diye bir soru sordun. Bu s…

Tut Omuzarından Silkele Kendini
Genç Dergi arşivinden — 44. sayı, Mayıs 2010.
Paylaş

Abonelik gerekli

Bu yazının tamamını okumak için abone olmanız gerekmektedir. Tüm yazılara erişmek için abonelik paketlerimizi inceleyebilirsiniz.

Abone Ol